Konsept Dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konsept Dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2009 Cumartesi

Leighton Meester

(Bu postun blogla, hatta dünyayla alakası yoktur, uzaylıların bile anlayacağını sanmıyorum.)
İçim bir garip bugün. Pazartesi son dönemimin (umarım) vizeleri başlıyor. Cihan'ın da 3 günlük ziyaretten dönmesi sonrası evde oluşan sessizliğe akşam yılın en önemli maçı Sivas deplasmanımız eklenince huzursuzluk üst safhada içimde. (Haydi Kartalım) Müzik şu an sadece dakikaların geçmesini sağlıyor, mide sürekli asit üretip beyine ders çalışmak için yeterli ortamı yaratmıyor. Bir yandan Polonya milli marşı çalıyor kafamda yersiz yersiz. Duş da yatıştırmadı, Leighton Meester iyi gelir belki.


16 Ocak 2009 Cuma

Benimle paylaşmak ister misiniz?

Blog yazmaya başlamadan önce bloglarla çok ilgilenen bir insan değildim. İnsan günlük yaşantısını devam ettirirken -özellikle yalnızsa ve dışarı ev tercihi yaptığında ev ağır basıyorsa- gazete, tv, mizah dergileri, müzik dergileri ve internetin (ekşi sözlük çoğunlukla) yeterli olduğunu düşünüyor çoğunlukla. Hayat ilerlerken zamanın aktığını hissetmek, o günleri yaşadım demek sanırım amacımız.

Sıradanlaşan yaşantıda sıradanlığı gidermek için çocuk yaptığımızda, o çocuğa geçmişi anlatma hevesimiz herşey. Herkes annesi, babası geçmişte kendiyle bağdaştırabileceği bir şeyler yaptıysa övünmez mi? Örneğin babam 20li yaşlarında U2'yu keşfetmiş, onlarla büyümüş olsa bana nasıl haz verirdi anlatamam herhalde. Benim çocuğumun da aynı şeyleri bir Radiohead veya Muse için söylemesini isterim ya da Kadıköy'de kalede Pancu varken Fb'yi nasıl yendiğimizi ve o sırada ne hissettiğimi gururla dinlemesini isterim benden. Aceto'nun kendi çocuğuna Milan forması giydirip fotoğraf çekmesi gibi bir şey, geçmişinde olanı evladına aktarmak, eninde sonunda buraya çıkıyor yollar.

Konuyu bağlayamayacağımı biraz kestirdikten sonra şunu söylemeliyim. Bu yazıda olduğu gibi kişisel yazılar bloglarda çok daha değerli artık benim için. Çoğu blogu dolaştığımda -özellikle müzik bloglarında- bir ruhsuzluk, bezmişlik görüyorum. Link'i koy ve git. Her şey bu mu? Bu yazıyı okuyan kişi sayısı belki buradan download yapan insanların yarısı kadar bile olmayacak mesela. Çoğu kimse altta link var mı ona bakacak ve şimdiden söylüyorum ki altta link var. Güle güle dinleyiniz.

Orta yaş krizine girmiş bir adam gibi konuştum ne güzel. Bugün çok fena mutlu olmam lazım aslında, bitirme tezimi de verdim, okulun bitmesine bir adım daha attım. Ödediğim diyetler bir yere varacaksa emin ol yaşadığım hiç bir şey için sövmeyeceğim yukarıdaki, eğer varsan. Diyetleri boşuna verdiysem de canın saolsun adamım, hayatın adil olmadığını önceden öğrenmiştim. Neyse yukarıdaki sana kimseyi şirk koşmak istemem ama şimdi bloga koyacağım bu 31 dakika 1 saniyelik müzik demeye bin şahit isteyen müzik ötesi şeyi arkadaşlarımla, okuyanlarla paylaşacağım izninle. Bunu yapan gerçekten insan olamaz o bakımdan söylüyorum.

Bach - French Overture - Harpsichord - (Complete)

9 Ocak 2009 Cuma

Find Our Way To Freedom

Tv açıktı geçen gün. Ülkemin kendini güzide sanan başbakanı konuşuyordu yine fütursuzca. Kiminle konuştuğunu anlatıyordu tek tek, çok büyük maharetmiş gibi. Kasıla kasıla, biraz önce İngiltere Dışişleri Bakanı'yla konuştum, ondan önce de Almanya Başbakanı'yla konuşmuştum diye telefon külliyatını anlatmaya başlayınca geri kalanını ABD Kaymakamı, Bosna Hersek Valisi, Mısır Patlağı, Cezayir Menekşesi olarak duyuyordum sanki, öyle manasız.

Ülkemin basiretsizliği başbakanıyla sınırlı kalsa içim yanmazdı. Hoş kendi kardeşleri, milleti polisin elinde işkenceye maruz kalırken Alexis'e ayaklanan Yunanistan kadar tepki gösteremeyen insanım Filistin'de hakemsiz ve zamansız bir boks karşılaşmasında Mike Tyson karşısında köşeye sıkışmış zavallı bir adamı oynayan Filistin Halkı için ne kadar tepki verirdi.

Konya'da hala test uçuşlarına devam eden İsrail savaş pilotlarını ülkenin tek muhalefeti olan mizah dergileri olmasa nereden öğrenecektik, basınımıza, muhalefet partilerimize soralım ne dersiniz? İktidara sormak bile istemiyorum. İncirlik'teki ABD üssünün içine tek adım atılamazken, işkence uçakları vızır vızır inip kalkarken, Irak işgalinin ana üslerinden biri olmanın utancı üzerimizden kalkmamışken kimin ne haddine bu hükümete soru sormak! Onlar gündemi kendileri yazıp oynuyorlar zaten şu an bu hengamede Ergenekon davasıyla. Türk hukukunu elinde kukla yapan iktidar, kendisini de büyük patronun kuklası olarak görmekten gayet mutlu.

Tanrı'nın dünya üzerinde elini eteğini çektiği günlerde uyumak istiyorum. Türk milletine ayak uydurup gözlerimi kapamak istiyorum yıllardır oturduğumuz Akdeniz Caddesi'nde. Pardon değiştirilmiş süper ismiyle, artık Abdullah Gabdulla Tukay Caddesi'nde. Türk, öğün, uyu, güven. Bir de şu linke göz at:

http://www.unikampus.net/forum/showthread.php?t=19853

this is the last breath i can spare
and i don’t care enough to say something evil
‘cause i’ve really had my fill

find our way to freedom

14 Eylül 2008 Pazar

Çılgın Işıklar

Hava bozdu yaşasın! Kış çocuğu olmak zor iş, yaz sıcağını kaldıramayan birisi olarak bu yazı çoğunlukla evden çıkmayarak veya kapalı havuzlarda geçirdim. Bu yüzden bu yılı kötü bir yıl olarak adlandıramıyorum sanırım. 2006 çok kötü bir yıldı mesela, tek güzel olayı Muse'u canlı izlemekti. 2007 nefis bir yıldı, sanırım hayatımın en mutlu yıllarından biriydi. 

2008'in bir anlamı 23 yaş benim için. Değer biçtiğimiz güzel bir sayı 23, yüzümüzden başlayıp giden uzaklara. Ya da kimsenin bizi sevmediği bir yaş, dağılmış bir grubun sözlerinden. Bu yıl dünyanın en iyi jetinde uçuyormuş gibi hissederek başladı, bir elimde şarap diğer elimde telefon vardı. Sonra o jet çakıldı. Ölenler veya kalanlar hakkında bilgi vermeyim, meraklı okuyucu topladığı ipuçlarından bir yerlere varabilir belki. 

Peki düşen bir jette bulunduğum yıl nasıl güzel geçti? Aslında bilmiyorum, geçen karmaya sövdüğüm mutsuzluk yazısı karmayı etkilemiş olmalı. Hayatımın bazı yıllarında ben hiç bir şey yapmadan iyiye dönen ibreler bu sefer benim çabamla döndü hissediyorum. İyi olmakla iyiyi bulmak arasında sarmaşıklar gibi dönen bir bağlantı var sanırım. Peki neyi buldum? Aslında elime geçen somut bir şey yok hala, bunları yazdıran sadece içimdeki huzur duygusu. Tabii ki yaz okulunun güzel geçip bu yıl bütün derslerimi alıp okulu bitirecek konuma gelmem yüzünden ailemin bana gösterdiği hoşnutluk belirtileri ya da yeni birisiyle mutlu olacak beyin, vicdan, ruh, beden temizliğini hissetmem veya 2 aydır vücudumu düzeltmek için uğraştığım sporun etkisini görmeye başlamam etkilidir. Uzun zamandır bir haftasonunu evde yatarak bu kadar keyifli geçirmemiştim sanırım.

Bir de blog var tabii. Bunun için okuyan ve okuduğunu bildiğim herkese teşekkür ediyorum. Burayı hayatın tadını bilen bir grup insanın takip ettiğini, keyifle okuduğunu bilmek felaket güzel bir şey. Takip ettiğim diğer bloglardaki insanlar bilirler, paylaşmanın, keyif vermenin verdiği haz bu, ben başarıyorum dediğim ya da kıçımı kaldıracak bir şeyler değil. 

Çok mu sevgi böceği oldum. Kesiyorum tamam zaten yine konsept dışı daldım bloga direkt. 23 yaş umarım güzel bir bebektir, büyüyünce daha da güzel şeyler getirir. Orhan Pamuk gibi bir Masumiyet Müzesi toparlarsam da bu yazı başlangıç yazısı olabilir sanırım. 

Keyifli pazarlar.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Beşiktaş


Konseptin tamamen dışına çıkıyorum bu sefer seve seve. Bu nasıl güzel bir tezahurattır, nası güzel bir korodur! Bir de 'işte biz kötü günde hep omuz omuzayız' derken çıkan Claire Danes'e benzeyen hatunu bulana veya getirene yüz bin lira veriyorum!